Sonra ona küçük bir edebiyat seansı yapmaktan kendimi alamadım. Bilgiçlik taslıyordum, aşk denen duygunun gerçek yüzünü görmesini istiyordum.
"Aşklarına karşılık bulamadıkları için intihar eden kadınlar ve erkekler mi istersin, Kıbrıs kralı gibi içini yiyip bitiren yersiz kıskançlık krizleri sonunda çok sevdiği karısını elleriyle boğup öldürenleri mi, hapse düşenleri mi, toplu katliam yapanları mı, güzel Helena yüzünden çıkan büyük savaşı mı, düelloda ölenleri mi, işkence de sevgilisinin adını söylememek için dişleriyle dilini koparıp atanları mı, delirenleri, tırmarhaneye düşenleri mi, bütün itibarını ayaklar altına alanları mı, yok olan servetleri mi?... Daha sayayım mı?"
"Ama bunların hepsi edebiyat kahramanı anladığım kadarıyla" dedi. Uydurma şeyler demek istiyordu, hayal ürünü kişiler.
"Daha iyi ya" dedim. "Edebiyat gerçekten daha gerçektir. Ayrıca günlük hayatta bunlar olmuyor mu sence? İntiharlar, cana kıymalar, İngiltere Kralı Edward gibi aşk yüzünden tahttan vazgeçmeler, Puşkin gibi düelloda öldürülmeler, Clinton gibi ufak bir macera için başkanlığı tehlikeye atmalar, Oscar Wilde gibi hapse düşmeler..."