“ Sınırlar kadar hiçbir kısıtlamadan sıkılmadim ve kendi sınırlarım içinde sınırsızlığımı kurdum. Hiç değilse bana özgü bir sınırsızlık, kendi suskum, kendi çığlığımın sınırsızlığı.
Prag'da geçirdiğim bir tek gün, yaşamımın birçok mevsiminden daha yoğun . İlk kez, iki gün içinde içimde biriken sözcükleri böylesine yazabiliyorum. Şimdiye dek resimleri hep kendi derinliğimde, kendi karanlığımda tutmuş, onları sözcüklere dönüştürememiş, yalnız bana işkence etmelerine izin vermistim.
Çocukluğumda algıladığım ilk resimlerden beri. Çocukluğun soğuk gecelerinden beri. Onlarla yaşadım, onlarla sevdim, sevdiğimi sandım, ama belki de ne sevdim, ne yaşadım.
Her iki olgunun izdüşümünü algıladım. Resimleri karanlığımın derinliginde gömülü tuttum. Simdi resimlerden taşan seller içindeyim. “
“ Otelden ayrılıyorsun. Ayakların yürüyor. Sen değil. Viyana’ da değilsin. Hiçbir yerdesin. Aradığın hiçbir yön yok. Bırakıyorsun ayakların gitsin bir yere. Hiçbir şey algılamamaya çalışıyorsun. “
“ Bomboş var olacağım. Kendi doluluğumun boşluğunda. Ve bir başıma. Ve bağımsız. Ovadaki yalnız ağaç gibi. Yaşlı ve büyük. Ve yalnız. O vadide. Bir yamaçta. Başıma buyrukluğuma hayranım. “