Yağmur dinmek bilmiyor. Sesi ruhumu sırılsıklam etti. Ne biçim bir yağmur bu... Sandalyem yağmur duygusuyla sulanıyor, sıvılaşıyor.
Sıkıntılı bir soğuk, buz kesmiş elleriyle zavallı yüreğimi sarıyor. Kurşuni saatler uzadıkça uzuyor, zamanın içinde bitimsizleşiyor; saniyeler geçmek bilmiyor.
Bu ne biçim bir yağmur!
Bütün sevdiklerimiz, bütün yitirdiklerimiz —nesneler, varlıklar, anlamlar- işte böyle sürtünür tenimize, oradan da ruhumuza sızar; Tanrı'nın kucağında yaşanmış şu kısacık sahne, tam zamanında hayalimde beni yatıştırmaktan ve bana her şeyi kalenderce, bilgece kaybedebilmeyi öğretmekten başka yararı dokunmamış, azıcık esintiden ibaret değildir asla.