Kendi hirasını arayan biri
De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?(Zümer-9)
Ben bir taşralı tecessüsüyle sürüklendiğim o gürültülü dünyadan, kitapların âsude inzivasına iltica ettim.
Cemil Meriç
Çocuk düşüyor diye, yürüme faaliyetinden alıkonmamalıdır. Ümmet-i Muhammed dahi, İslâmî esasların o ilk yerleşimi döneminde, düşe kalka dosdoğru yürümeyi öğrenecekti. Devamlı direktiflerle yönlendirilen ve kendisine serbest hareket imkânı verilmeyen bir çocuk, gelişimini tamamlayamaz.
Kur'an-ı Kerimde sütün halis (katışıksız) olması nazara verilir. Bu süte biraz su katılsa halis olma özelliği kalkacak, hele biraz pislik katılsa içilmez hale gelecektir. İşte yaptığı ameli Allah için yapmakla beraber insanların da rızasını gözeten biri, işi bir derece sulandırmış olur. Sırf gösteriş için yapan biri ise bunun sevabından bütün bütün mahrum kalır.
Nasreddin Hoca'ya bir gün birisi, "hocam şuraya bakın, bir tepsi baklava!" demiş. Hoca, umursamaz bir tavırla "bana ne?" demiş. Adam bu sefer "Ama hocam, sizin eve doğru gidiyor" deyince Hoca şu cevabı vermiş: "Öyleyse be adam, sana ne?"
İnsanımız, yeri geldiğinde "bana ne?", yeri geldiğinde "sana ne?" demek suretiyle pek çok malaniyattan kurtulmuş olacaktır.
Hadis älimlerinden Şihab-ı Zühri, çarşıdan geçerken zumsuz bir söz duyabilirim" endişesiyle kulağına pamuk tıkarmış.
Günümüz insanı, dijital medya marifetiyle malayaniyatın bir sel gibi her tarafı istila ettiği bir ortamda gözüne, kulağına, hatta hayaline gelen şeylere dikkat etmek zorundadır.