Kendi hirasını arayan biri
De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?(Zümer-9)
Ben bir taşralı tecessüsüyle sürüklendiğim o gürültülü dünyadan, kitapların âsude inzivasına iltica ettim.
Cemil Meriç
Bir zambak türü olan küçük lotus, bataklıkta son derece güzel çiçekler açar. Bataklığın pis çamurunu enfes bir kokuya çeviren bu küçük güzel çiçek, iyiliğin fenalığa karşı bir zafer şarkısıdır."
İki genç, soğuk bir kış günü karlar üzerinden üniversiteye doğru giderken, biri diğerinin koluna girer ve der: "Yerler kaygan, kol kola girelim ki, birimizin ayağı kayarsa diğeri onu düşmekten kurtarsın." Ardından şöyle devam eder. "Radyoda televizyonda hava durumu anlatılırken zaman zaman şu anons yapılır: "Yollar karı ve buzlu olduğundan sürücülerin yavaş seyretmesi, yanlarında zincir, takoz ve çekme halatı bulundurmaları gerekir." Düşündüm de bu anonsu manevi hayatımıza şöyle tatbik ettim: Ahir zaman, manen soğuk bir kış mevsimi. Her taraf karlı ve buzlu. Böyle bir zeminde kaymadan ilerlemek âdeta mümkün değil. Onun için zincirle kenetlenmiş gibi cemaat halinde olmalıyız ki, birbirimizi düşmekten kurtaralım. Düşmek üzere olanlara bir takoz koyalım. Düşmüş olanları da halatla çıkaralım."
Anlatılır ki, dede ile torun kırlara çıkmışlar. Buğday tarlalarının yarından geçerken, torun dedesine sormuş: "Dedeciğim, bazı başaklar dimdik, bazıları ise başlarını eğmişler, acaba neden?" Dede şu cevabı vermiş: "Yavrum, o dimdik olanlar içi boş başaklar. Başını eğenler ise dolgun başaklardır!"
Meyve ağacı, meyvesi çok olduğunda dalları yere eğilir. Meyvesiz olduğunda ise dalları diktir.
Meyvesiz insanlar, kavak gibi sivrilmeyi sever. Olgun insanlar ise tevazu ile hizmet eder.
Pencereden dışarıdaki insanlara bakmak isteyen iki insandan boyu kısa olan uzanarak, boyu uzun olan ise eğilerek bakar.