Kendi hirasını arayan biri
De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?(Zümer-9)
Ben bir taşralı tecessüsüyle sürüklendiğim o gürültülü dünyadan, kitapların âsude inzivasına iltica ettim.
Cemil Meriç
Can sıkıntısı, yapacak bir şey olmamasının değil, uğrunda yaşanılacak şeyler olmamasının sonucudur. (Aslında meşguliyetin yokluğunu değil, meşgul olmaya değer bir "anlamın" eksikliğini anlatır.)
Yapılan araştırmalara göre, insan metabolizması sevmediği bir işi yaparken bozulur, sevdiği bir işi yaparken ise uyumlu çalışır.
Eğitimin ilk sekiz yılında mesela temel Matematik bilgilerini alan biri, lise döneminde şayet ilgi duymuyorsa bu dersi artık almamalı, ilgi duyduğu alanda eğitim görmelidir. Bu öğrenciyi trigonometri gibi ayrıntılarla meşgul etmek, suları tersine akıtmaya çalışmak gibi bir uygulama olur. Bunun yerine herkes kendi sanatında ve sahasında fani olmalı, bütün himmet ve gayretini o alanda ilerlemeye sarfetmelidir.
Bu yapıldığında, üniversitede başlayan ihtisaslaşma, dört yıl öncesinden başlatılmış olacak ve ülkemizden de dünya çapında kişiler yetişecektir.
Eğitim sistemimizde, ihtisaslaşmanın gerektiği şekilde yapıldığı söylenemez. Öğrenci, liseyi bitirinceye kadar geçen on iki yıllık dönemde, genelde aynı dersleri almaktadır. Halbuki sekiz yıldan sonra branşlaşmaya geçilmesi kanaatimizce daha isabetli olacaktır. Mesela, lisede haftada otuz beş saat ders gören bir öğrenci, bu otuz beş saatin hiç olmazsa yirmi saatinde belli bir alanda ders görmeli; geriye kalan on beş saatlik ders programı da onun branşına destek veren veya hayat boyu lazım olan genel kültür dersleri şeklinde tanzim edilmelidir.