Prens Vasil

1908 devrimi önayak olan İttihat ve Terakki kadroları gerçi başlangıçta "hürriyet" fikrine gönülden bağlı görünürler. Ancak sahip oldukları "gizli örgüt" ve "vatan kurtarma" zihniyeti iktidar başkalarıyla paylaşma fikrine yabancıdır. benimsedikleri Türkçü ve şovenist ideoloji, imparatorluk nüfusunun büyük bir kısmına devlet yönetiminde söz hakkı tanımayı reddeder. Siyasi deneyimsizlikleri 1911-12'de partinin parlementer kanadının dağılması ve iktidarın bir süre kaybedilmesi ile sonuçlanır.
Sayfa 51 - Liberus Yayınevi·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Tek Parti döneminin güdümlü seçimlerini şöyle tanımlıyor: "Gerçi iki dereceli seçim yasasındaki yönteme göre bütün illerdeki milletvekili seçimleri yapılıyordu, ama bu seçim, işin formalite yönüydü. Cumhuriyet Halk Partisi tarafından gösterilen aday mutlaka seçiliyordu. Bu halde bu adaylar 'halkın seçimine sunuluyordu' demektense, 'halkın onayına sunuluyor' deyişini kullanmak belki daha yerinde olur.
Sayfa 47 - Liberus Yayınevi·Kitabı okuyor
Saray 1908' den veya en geç 1909' dan 1918' e kadar, siyasi sahnede bağımsız bir varlık gösterememiştir. Kanun-i Esasinin 1909'da değiştirilen 3. maddesi uyarınca padişahın hükümranlığı "vatan ve millete sadakat" koşuluyla sınırlandırılmıştır. Uygulamada bu hükmün anlamı padişahın Meclis tarafından tahttan indirilebilmesidir.
Sayfa 44 - Liberus Yayınevi·Kitabı okuyor
Türkiye'de iktidarın serbest ve genel seçimlerle belirlenmesine yönelik ilk ciddi girişim 1877 ve ardından 1908 seçimleridir. Siyasi partiler 1908'den hemen sonra ortaya çıkmıştır; 1911 sonunda Mebusan'da temsil edilen dört veya beş parti bulunur. Meclis tartışmaları her zaman "anarşik" denilebilecek ölçüde serbesttir. 1908'de basından sansür kaldırılmıştır. Bunu izleyen dört yılın Osmanlı basını, Türkiye'nin o günden bu yana bir daha yaklaşamadığı bir özgürlük ortamına sahip olacaktır
Sayfa 43 - Liberus Yayınevi·Kitabı okuyor
Hanedanın temsil ettiği yerleşik çıkarlara, geleneklere ve dengelere karşı, topyekün toplumsal değişimi amaçlayan rejimlerin cumhuriyetçiliğe meyletmesi doğaldır. Uygulamada cumhuriyet, popülerlik ve/veya kaba güç dışında hiçbir meşru dayanağı olmayan siyasi liderlerin, devlet gücüne rakipsiz ve kısıtsız bir şekilde sahip olmalarını sağlayan bir teori olarak kullanılmıştır. Siyasi Liderin iktidarını daraltma veya tesirsiz bırakma potansiyeline sahip olan hükümdar, ya Rusya ve Portekiz’deki gibi alaşağı edilmiş; ya Almanya, İspanya ve Macaristan’daki gibi, kısa süre önce başkaları tarafından devrilmişken geri dönmesine izin verilmemiş, ya da İtalya ve Japonya’daki gibi marjinal bir konuma itilmiştir. Yukarıda saydığımız ondört Avrupa diktatörlüğünün sekizi resmen, ikisi fiilen cumhuriyet yönetimleridir. 1917 öncesinde Avrupa ve Asya’da sadece iki cumhuriyet (Fransa ve İsviçre) bulunduğu hatırlanmalıdır. 1917’yi izleyen yıllarda yeryüzünde – resmen veya fiilen – yeni kurulan yirmiye yakın cumhuriyetten ikisi (İrlanda ve Çekoslovakya) hariç tümü diktatörlük rejimleri olmuşlar veya kısa sürede diktatörlüğe dönüşmüşlerdir
Sayfa 26 - Liberus Yayınları·Kitabı okuyor