Bu iyi yetişmiş delikanlılar arasında dik başlı biri görürse, onunla özel olarak ilgileniyordu. Delikanlıyı konuşturuyor, dikkatle dinliyor, üzerinde düşünmesi için fikirler ve konular veriyordu.
Merak ettiğim tek şey, serüven yaşanıp yaşanamayacağı idi.
Şunu düşündüm: En bayağı olayın serüvene dönüşmesi için onu anlatmanız gerekir, bu yeterlidir. İnsanları aldatan da bu zaten: İnsan hikayecilikten kurtulamaz, kendi hikayeleri ve başkalarının hikayeleri arasında yaşar; başına gelen her şeyi hikayelerin arasından görür, hayatını anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır.
Ama yaşamayı da anlatmayı da seçmek gerek.
Gizli boyutlardan yoksun oluşumu, varlığımın salt vücudum ve ondan kabarcıklar gibi yükselen boş düşüncelerle sınırlı oluşunu bugünkü kadar kuvvetle duyumsamamıştım hiç. Anılarımı bugünümle inşa ediyorum. Şimdinin içine fırlatılmış, oraya terk edilmişim. Yeniden geçmişe dönmek istiyorum ama tutsaklığımdan kurtulamıyorum.
"Yeryüzünde, serüven duygusu kadar bağlı olduğum başka bir şey yok belki. Ama bu duygu istediği zaman geliyor, sonra hemen kaçıp gidiyor. Gittiği zaman nasıl bomboş kalıyorum! Yoksa hayatımı yok yere harcadığımı anlatmak için mi bana bu kısa ve alaycı ziyaretlerde bulunuyor?"