Dünyadaki diğer yarısının peşine düşüp ömrünü kayıp parçasını bulmak için harcamaya mahkum edilmişti insan. Böylece, başka bir şey düşünemeyecek, heveslendiği ölümsüzlüğü ölümden sonrasına bırakacaktı.
İnsan, doğanın içinde kendine vakfedilen düzeni bozmak, özgürleşmek tutkusuna kapılmış, sahip olduğu tüm kimlikleri kaybetmiş, bildikleri bilmediklerine dönüşmüştür. Süreç içinde ürettiği alet endüstrisi ve dil yüzünden, bir parçası olduğu doğayı terk etmek zorunda kalmış, yaşam içerisindeki konumunu ve kimliğini yitirmiş, kendini hiçbir yere sığdıramamış ve varlığını dünya dışına taşımıştı.