"Düşünüyordum, ilk kez böyle geniş, içte ve dışta bulunan ve ileride bütün Osmanlı İmparatorluğu'nu kapsayacak olan bir devrim fırkasıyla karşılaşmış, karşılaşmış değil de, onun etkin bir üyesi olmuş ve en can alıcı toplantılarından birine katılmıştım. Hemen söylemeliyim ki, bu toplantı beni düş kırıklığına uğrattı. Büyük bir devrim merkezinde, devrimin ana hatları ve ilkelerinden çok; ayrıntılar üzerinde inatla durulması dikkatimi çekmişti.
Toplantıda pek az konuşmuş, yalnız bir soru sormuştum: 'Sultan Hamit'i, Meşrutiyet'e dönmeye zorladık, kabul ettirdik. Peki sonra ne olacak, ne yapacağız?'
'Sonrası kolay' deyip geçivermişlerdi. Kolay olan neydi? Bunu açıklamak gereğini duymamışlardı.
...
Bu satırları yazarken, şu konuyu bütün içtenliğimle belirtmek isterim ki, Türk yurdunun kurtuluşu için açılan Milli Mücadele'nin daha ilk aşamasında Amasya Görüşmeleri'nde, Erzurum ve Sivas Kongre'lerinde; gerçek bir önder olarak ortaya atılan Mustafa Kemal'i, o toplulukta görmek mümkün değildi. Hatta iddia edebilirim ki, Mustafa Kemal'e benzeyen kimse yoktu."