Zaman geçtikçe birlikte yaşarken ve genetik değişimler olurken vicdanımızı giderek damarlarımızda dolaşan kanın rengine ve gözyaşlarımızın tuzuna buladık bu da yetmiyormuş gibi gözlerimizi içimizi gören bir aynaya dönüştürdük sonuçta gözlerimiz ağzımızla inkar etmeye çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç çekincesiz gözler önüne serer hale geldi.
Keşke gerçekten bir yerlerde sinsice kötü edimleri yapan kötü insanlar olsaydı da onları bir araya toplayıp yok etmek yetseydi...
Ama iyi ile kötü arasındaki çizgi her insanoğlunun yüreğinden geçiyor. Kendi yüreğinin bir parçasını yok etmeyi kim ister ki?
Kendi ediminin ışığında yeniden oluşturulmuş bu dünyanın izleyeceği yolu kestirmeye çalışıyordu tıpkı istenmeyen kanserli bir hücreden kurtarılmış onarılmış bir DNA dizisi gibi. Bu DNA'yi düzelten yalnızca ortak iyiliğin hizmetinde olan bir araciydi.