Tanrım, Açamadık içimizi
Artık kavuşmamız mahşere kaldı
Ne yelken ne gemi var limanda
Kaçmak bir uzun sefere kaldı
Mercan bir sahildeymiş gemiler
Bulmak kasvetli günlere kaldı...
Sivri Mustafa’nın ölüm haberini babam getirip attı sofranın üzerine. Annemin gözündeki seğirmeyi, elindeki
titremeyi bir ben fark ettim. “Sen de adama iftira atıyordun kandilleri yakarken evleri gözetliyor' diye." Kafası önünde, yan gözle baktı babama annem. "Nereden bile-
yim garibanın âmâ olduğunu."
O geceden sonra perdeleri ben örttüm hep.
İçinden neler söylemek geçiyordu oysa bağıra çağıra:
" Ben neler çektim haberin var mı? Tek başıma nelerle bopuştum ben. Hem de üstüne bir de senşn sevdanın acısını içimde gizledim,ne hallerle. Şimdi geçmiş karşıma, el aleme iyilik yaptığını anlatıyorsun utanmadan canımı yaka yaka! Neredeydin benşm sana ihtiyacım varken? Bu mu senin sevgin? "
Amma velakin Karadeniz ortadan ikiye yarılsa gökten melekler inse iki dünya bir araya gelse yine de söylemedi bunları şimdi. Söylemedi de zaten.