Son sözleri şöyleydi; ‘Sahi nedir vatan? Bir toprak parçası mı, uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi? Hayır, bunların ötesinde bir anlam taşır vatan.’
Her insanda çağrıştırdığı şeyler farklı olsa da tek ortak noktası vardır; vatan, daima korunması gereken, varlığının ve benliğinin aidiyet hissini derinlerinde, en derinlerinde, varoluşunun her anında hissettiği en büyük kara parçasıdır.
Sayfalarında Şehsuvar Sami başta olmak üzere İttihat ve Terakki Cemiyeti üyelerinden Mülazim Fuat, Binbaşı Basri, Enver Paşa, Mehmed Esad ile tanışacak, Trablusgarp da Mustafa Kemal ile sohbet ederken dostuk adına bazı zor imtihanlardan geçecek, arkadaşlarınızı, komutanlarınızı ve belki içinde bulunduğunuz savaşı da kaybetme noktasına geleceksiniz.
Son Osmanlı’nın ayakta kalma çabasının son örneği, 1. Cihan Harbi’ ne katılmanın büyük şaşkınlığı içerisindeyken Ocak ayının o çetin günlerinde binlerce gencimizi doğunun en doğusuna uğurladıktan sonra Osmanlı’nın yüzyıllar süren hakimiyetinden edindiği gücü ile içinde bulunduğu son savaş olduğu gerçeği yüzünüze bir tokat gibi vurulurken bunun gerçekte bir dünya savaşı olmadığını da fark edeceksiniz.
İşte bahsi geçen vatan, içinde bulunduğumuz topraklar; acı, gözyaşı, keder ve hüzün ile Türk milletinin kalan son umudu ve inancıyla bir daha ne umudu, ne de vatanı kaybetmemek üzere kuruldu.
Sözlerimin sonuna gelirken kitabın hem anlatıcısı, hem baş kahramanı Şehsuvar’ ın aşk ile geçen sayfalarına istinaden söylemek istediğim birkaç cümle var. Sevgiliye karşı duyulan sevgi, hasret ve lügatımızda aşka dair söylenmiş hiçbir söz her zaman mutlak bir ‘kavuşma’ anlamına gelmez. Kavuşmak yalnızca bedenle de gerçekleşmez. İşteş yapıya sahip olan kavuşmak fiili