Prometheus

Prometheus
@Prometheus___
Deus, volo te videre me.
"Dünya üzerinde Almanlardan Yahudilere, İngilizlerden Tatarlara kadar pek çok ırk olduğunu söylerler ancak buna inanmamız mümkün değildir. Dünyada sadece ve sadece iki ırk vardır. Bunlar, zenginler ile fakirlerdir. Bu iki gruptan insanlar farklı şeyler giyer, farklı şekillerde konuşurlar. Zengin bir ingiliz, zengin bir Fransız ve zengin bir Alman arasında fark yoktur; bilakis birbirinin aynıdırlar. En önemli ortak özellikleri de işçi kısmına delicesine ihtiyaç duymalarına rağmen onları salgın bir hastalık gibi görmeleridir." Kalabalıktan onaylama sesleri yükseldi. "Öte yandan Fransız işçileri, Türk işçileri ya da Tatar işçileri arasında da bir fark olduğunu söyleyemeyiz. Hepimiz aynı sefil ve rezil hayatı sürdürmeye çalışıyoruz."
Sayfa 191
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
''...BECEREMİYORUM! Karnın bir şekilde düzenli olarak doyuyor. Açlık nedir bilmiyorsun. Ben söyleyeyim; açlık adamı bir gölge gibi takip eder. Elinden umudunu alır. Ahlâki değerlerini darmadağın eder. Açlık insanın ruhunu soldurur genç dostum. Aç insanlar adam akıllı bir hayat süremezler, fareler gibi yaşarlar. Hükümetlerse onların üstünde bir leş kargası gibi gezinir. Onların kontrolünü kaybetmek istemez. Eğer hafifçe doğrulmaya uğraşsan başına kara bir bulut gibi musallat olup belini gene bükmeye çalışır."
Sayfa 174
''...Neredeyse tüm kalpler çıkar çatışmaları yüzünden kirlenmiş, açgözlülük ve kıskançlık batağına batmış durumda. Kandırma, aldatma, yanlış ve kötüye bulanmış. İnsanlar yaşamaya korkuyorlar. Sanki bir sisin içindeymiş gibi hayatlarını el yordamıyla idare ediyorlar. Herkes kendi acısına yanıyor. Ancak artık her şey farklı. Öyle bir adam geliyor ki geldiğinde tüm kalpleri nedenlerin, sonuçların ve doğruların işığıyla aydınlatacak ve bu adam, 'Sizi tarla fareleri! Bu dünyaya geliş amacınız olan yaşamak olgusunu anlayın; kendinize gelin!' diye bağırıyor. Ancak bu adam yalnız ve tek başına. Bu yüzden sesi alabildiğine gür çıkıyor ancak eninde sonunda yoldaşlara ihtiyaç duyacak. Yalnızlığı onu giderek boğuyor ve yıpratıyor. Etrafına yavaş yavaş toplanan yoldaşlarının kırık dökük kalplerinden henüz yeryüzünde dövülmemiş çelikten bir kalp tavlıyor. Bu kalp yoluyla herkese şu mesajı aktarıyor: Tüm ülkelerin insanları, tek çatı altında birleşin! Kardeşlerim! Bu mesajı tüm dünyaya yayma zamanımız geldi.'.''
Sayfa 159
''...zebanilerinin ayakta saygıyla karşılayacağı kadar günahkarlar. İnsanları zehirleyip onları kandırırlar. Fransızlar onlara burjuva' diyor. Bu kelimeyi aklından çıkarma Ana, burjuva Bizleri bir sakız gibi çiğneyip tüküren ve damarlarımızdan hayatlarımızı emen insanlara bu ismi vermişler." "Zengin anlamına mı geliyor yani?" diye sordu Ana. "Evet, zengin. Bu da onların talihsizliği. Eğer bir çocuğun çorbasına her gün belli miktarda bakır eklersen, kemiklerin gelişimini dolayısıyla büyümesini engellersin. Bir insana da düzenli olarak karşılıksız para verirsen onun ruhunun gelişimini engellersin. Onu bir av köpeğine çevirirsin."
Sayfa 152
"Geçirdiğin yılların sorumlusu sen değilsin. Kötü zamanlar geçirdiğini de biliyorsun. Elbette senden daha iyi şartlarda hayat sürmüş insanlar vardı ve var olacaktır ama bir koyun sürüsü gibi ömürlerini harcayan bu insanların hayatlarını güzel geçirdiğine dair atıp tutmalarına nasıl da acıyarak gülüyoruz. Onların hayatlarında kayda değer ne var ki? Yiyip içmekten başka bir şey yaptıkları yok ve sadece bir lokma fazla yiyebildikleri için muhteşem bir hayat geçirdiklerini düşünüyorlar. Sonra da bu çivisi çıkmış dünyaya çocuk getiriyorlar ve ilk başlarda sevdikleri ve onları mutlu eden çocukları bir süre sonra birkaç lokma fazla yemeye başladığında ona obur diyorlar; boğazından şikâyet ediyorlar. çalışması için baskı yapıyorlar. O çocuklar bu şartlarda büyüdükten sonra çalışmaya başlıyorlar ve ancak kendi karınlarını doyurmaya yetecek kadar para kazanabiliyorlar. Kalpleri herhangi bir düşünceden katiyen etkilenmiyor, muhteşem fikirler onlar için sinek vızıltısını andırıyor. Kimileri ömrünü dilenerek geçiriyor ve hayatlarını insanların insafına terk ediyor. Hiçbir işe yaramayanlarsa insanların alınterini çalarak bir hırsız olarak yaşıyor. Baştakiler de hırsız olduğu için hırsızlardan yana kanunlar yapıyor. Karşı çıkanlara da 'Bu kanunlar insanların kanlarını emmemize müsaade ediyor' diye alay ediyorlar. İnsanları limon gibi sıkıp fırlatıyorlar. İnsanlar da içten içe biriktirdikleri nefreti çelikten bir zırha dönüştürüp direnmeye çalışıyorlar."
Sayfa 119