~Tara Brachın dediği gibi; Hayatlarımızdaki en büyük trajedi belkide özgürlük mümkün olduğu halde yıllarımızı aynı eski kalıpların içinde tutsak kalarak geçirmemiz. İnsanları çekincesizce sevmeyi, sahici olmayı, çevremizdeki güzelliklerin tadını çıkarmayı, dansedip şarkılar söylemeyi isteyebiliriz. Ama biz her günümüzü hayatımızı eksilten iç sesleri dinleyerek geçiriyoruz…
“”Kadın ile erkek ateş ile su gibidir...
Herkes zanneder ki su ateşi söndürür yok eder...
Ama işin aslı öyle değildir...
Ne zaman araya bir kap girer işte o zaman ateş suyu kaynatır,
Buhar eder yok eder... işte o kap AşK tır...
Erkek kadına hakimdir...
Taa ki araya aşk girene kadar... işte o zaman kadın erkeği buhar eder...””
Sadi Şirazi ye sormuşlar;
Her zaman mutlu olabilmendeki sır nedir?
"Kalıcı olmayan şeye gönül bağlamam demiş. Yarın bir sırdır, onun için endişelenmem. Dün bir hatıradır, hasretini çekmem. Bugün ise bir hediyedir, kıymetini bilirim.”
ANTONİUS: Kendimize bile inancımız yokken Tanrı'ya nasıl inanabiliriz? Benim gibi inanmak isteyen ama yapamayanlara ne olacak? Tanrıyı kalbimden atmak istememe rağmen neden alçaltıcı ve acı verici şekilde içimde yaşamaya devam ediyor? Neden her şeye rağmen bu gerçeklikten kurtulamıyorum?
Tanrının kendini göstermesini, benimle konuşmasını istiyorum. Karanlıkta ona
sesleniyorum ama sanki hiç kimse yok..
ÖLÜM: Belki de kimse yoktur…
ANTONİUS: O halde yaşam korkunç bir şey. Her şeyin bir hiç olduğunu bilen biri ölüm karşısında yaşayamaz…