Şiddet denen iblisle, açgözlülük denen iblisle, ateşli ihtiras denen iblisle tanışmıştım; ah, yıldızlar aşkına! Bunların hepsi de insanları -bakın insanları diyorum- etkisi altına alan ve sürü misali güden güçlü, şehvetli, gözünü kan bürümüş iblislerdir.
...Kral fotoğraflara bakarak şöyle der: "Şu Kodak da ne büyük bir felaket oldu. Şu ana kadar karşımıza çıkan en güçlü düşman...Rüşvet veremeyeceğim tek tanık"
"Başkan'ı attığı her adımı büyük bir saflıkla kabul etmiştik Martilar ise karşı koydukları ve uzlaşmadıkları
için kazanmıştı.
Bu durumda boyun eğen insan soyunun mu, yoksa başkaldıran martıların mı daha akıll olduğu sorusu sorulmalı
değil mi?
Șimdi buradayız işte. İşlediğimiz günahın kefaretini ödüyoruz. Bir adam tarafından kandırılmaya izin vermis, onun
peşine körü körüne takılmış olmamızın kefaretini; başkaldıran insan tanımını unutma, bencillik, öngörüsüzlük, vurdumduymazlık, diktatöre boyun eğme, küçük hırslarımıza kapılma günahlarının kefaretini. Gündelik yaşamımız içinde küçük boyun eğişlerimizden oluşan küçük günahların hikâyesi bu."