Nasıl atom çekirdeği parçalandığında büyük miktarda bir enerji ortaya çıkarsa, kendiliğin parçalanması da ("çekirdek" kendiliğin) ayrışmış bir "dürtünün" ortaya çıkmasına, yani narsisistik öfkenin patlamasına neden olur. Parçalanmakta olan ya da zaten hemen tümüyle tahrip olmuş kendiliğin yaralanmasından sonra ortaya çıkan ayrışmış yıkıcılığın en şiddetli patlamaları, altüst olma tepkileri ya da katotonik şizofreninin taşkınlıkları biçiminde görülür.
Hiç tereddütsüz söyleyebilirim: Sevilen nesnenin aynı zamanda bir kendilik nesnesi olmadığı hiçbir sevgi yoktur. Ya da derinlik psikolojisine göre yapılmış bu formülasyonu psiko-sosyal bir bağlama yerleştirirsek: Karşılıklı (kendine saygıyı güçlendiren) aynalama ve idealleştirmenin olmadığı hiçbir sevgi ilişkisi yoktur.
Kişinin yapay olarak oluşturulmuş sanatsal gerçekliğe katılabilmesi için kalıcı ve süreğen bir kendilik yatırımına sahip olması gerekir. Eğer kendi gerçekliğimizden eminsek, kendi gerçekliğimizle dış dünyanın gerçekliğini bir birine karıştırmadan kendi iç dünyamızdan uzaklaşarak sahnedeki kahramanın acısını yaşayabiliriz. Fakat gerçeklik duygusu zayıf olan kişiler kendilerini sanatsal yaşantıya kolayca bırakmakta güçlük çekerler. Kendilerini ancak izlediklerinin "yalnızca" oyun olduğu, "gerçek olmadığı" yönünde telkinlerle koruyabilirler.