Belki de yapmam gereken, kendimi güvenli alanımdan çıkmaya zorlamaktı. Çok uzun süre gölgelerde yaşamış, işten eve evden işe bir hayat sürmüş, ara sıra birkaç kişiyle görüştüğüm kasaba ziyaretleri dışında günlük rutinimin tahmin edilebilirliğinin bana verdiği hazzın keyfini çıkarmaktan başka bir şey yapmamıştım. Rutinde rahatlığı bulmuş, kitaplarla arkadaşlık etmiş ve özgür olmanın tadını çıkarmıştım ama aynı zamanda kendimi yalnızlığa mahkum ettiğimi de inkar edemezdim.
Ne yazık! Dünyada sadece tek bir varlığı sevmek, onu bütün kalbiyle sevmek ve karşınızda durup size bakar, cevap verir, konuşurken, sizi tanımadığını fark etmek! Sadece onun tesellisine ihtiyaç duymak ve bunu yapması gerektiğinden habersiz olan tek kişi olduğunu anlamak!
Benim terk ettiğim, diğer insanların ise yollarına hala devam ettikleri o dingin ve tekdüze hayatı ancak uzaktan ve bir uçurumun yarıklarının arasından görebiliyorum.