Günlerce süren yolculuktan sonra Hz. Ömer Kudüs'e yaklaşmıştı. İbn Kesir, el-Bidaye'sinde Hz. Ömer ile Ebu Ubeyde'nin karşılaşmasını bize çok güzel ifadelerle anlatır:
"İki İslam yiğidi birbirlerine yaklaştıkları zaman atlarından inip iki aşık gibi birbirlerine koşmaya başladılar. Birbirleriyle buluşunca da ikisi de birbirlerinin ellerini öpmeye çalıştılar. Koca halife, Ebu Ubeyde'nin elini öpmeye çalışıyor, Ebu Ubeyde de halifenin elini öpmeye çalışıyordu. Sonra birbirlerine sarılarak gözyaşı döktüler ve hasret giderdiler."
Emanetin dağlara ve insanlara teklif edilmesindeki ortak payda, aynı zamanda dağ ile insan arasında ortak varoluşsal bir durumdur da... Bunun içindir ki dağlar yalnızca günümüz modern insanının bunalan yanını ve sıkışan ruhunu arındırma yeri olarak değil, tarih boyunca peygamberinden velisine, mecnunundan delisine tüm farklı ve sıra dışı insanların sığınağı ve barınağı olmuştur içinde bulunduğu toplumsal yapıyı değiştirmek isteyen insanların dağa yönelmesi, dağda inzivaya çekilmesi, dağı bir soyutlama ve güç unsuru olarak değerlendirmesi her bakımdan üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.