MUBİNE CENGİZ-ALVALA
Mubine Cengiz'in Alvala adlı romanı, hayatın gürültüsünden çok insanın iç sesine kulak veren; olaylardan ziyade duyguların izini süren bir anlat sunar. Yazar, okuru dış dünyada olup bitenlere değil, kalbin derinliklerinde yankılanan sessiz sorulara yönlendirir. Bu yönüyle Alvala, sadece okunan değil; hissedilen, durulan ve içe alınan bir romandır Romanın merkezinde bir yetimhane vardır: fakat bu mekân yalnızca fiziksel bir başlangıç noktasıdır. Asıl anlatılan, kaybolmuş çocuklukların değil, kayıplar içinden filizlenen umutların hikâyesidir. Yazar yetimhane metaforu üzerinden her insanın içinde taşıdığı o "yetim yanla temas kurar: terk edilmişlik, anlaşılmamışlık, eksiklik ve buna rağmen vazgeçmeyen bir arayış.. Alvala, acıyı yücelten değil; acıyla birlikte yürümeyi öğreten bir metindir. Karakterler, hayatın sert yüzüyle erken tanışmış olsalar da bu onları karanlıkta sabitlemez. Aksine, her biri kendi yarasıyla yüzleşirken; sabrın, affetmenin, sevmenin ve duanın iyileştirici gücünü keşfeder. Roman boyunca sıkça hissedilen şey şudur: İnsan, en çok kırıldığı yerden Allah'a yaklaşır. Yazarın dili sade ama derindir. Süslemeden uzak, içten ve samimi bir anlatım vardır. Tren, yolculuk, duraklar gibi imgeler; hayatın geçiciliğini ve insanın bu dünyadaki yolcu olușunu güçlü biçimde simgeler. Özelikle tren metaforu, ayrılıkları, kavuşmaları ve insanın kendi iç yolculuğunu aynı anda düşündürür. Hayat: bebeklikten ihtiyarlığa, sevinçten kayba uzanan uzun bir yolculuk olarak resmedilir ve bu yolculuğun son durağına dair umut. metnin kalbinde sessizce atar Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri de umut kavramını romantize etmeden ele almasıdır. Umut burada pembe bir hayal değil karanlığın içinden doğan, sabırla büyüyen bir inançtır. "Bir ayın on bes günü