CİHANGİR ISIK-KIRMIZI RİTÜEL
Kırmızı Ritüel, klasik "kim yaptı?" polisiyesinden ziyade "neden böyle yaptı, bu işin kökü nereye dayanıyor?" sorusunu büyütmeye çalışan bir roman gibi duruyor. Ormanda bulunan bir kadın cesediyle (arkeolog Elif başlayan olay, ceset üzerindeki kadim semboller, olay yerindeki not, otopside fark edilen alışılmadık bulgular ve peș peșe gelen yeni kayıplarla "tekil bir cinayet" olmaktan çıkıp ritüel gibi işleyen zincir hissine dönüşüyor. Tam da burada kitap, okuru yalnızca ipuçlarıyla değil, atmosferle yakalıyor. tempo çoğu yerde düşmeden ilerliyor ve her yeni bilgi "tam çözdüm" dedirtirken bir șey daha ekleyip hikâyeyi daha karanlık ve daha geniş bir çerçeveve taşıyor Bence romanın en güçlü yanı, ana karakterin mesleği üzerinden gerilimi kurması: Adli Tip Uzmanı Soner sadece "delil okuyan" biri değil; aynı zamanda okurun korkusunu da taşıyan bir anten gibi. Otopside gördükleriyle, olayın psikolojik yükü ve rüyalarına sızan kabusların iç içe geçmesi, hikâyeyi "dışarıdaki katil" kadar "içeride büyüyen tedirginlik" üzerinden de yürütüyor. Bu tarz, özelikle tip kökenli yazarların (ya da tıbbi ayrıntıyı gerçekçi yazmayı seven thriller yazarlarının) diline yakın: teknik terimleri dozunda kullanıp sahneyi "soğuk ve steril" bir gerçeklikle kurarken, okurun midesine oturan huzursuzluğu da diri tutuyor. Yani kitap, rahatsız edici merak üretiyor. Olay örgüsünde en sevdiğim şey şu su: Elif'in arkeolog olması, ritüel sembollerinin "süs" değil "anahtar" olması ve Prof. Kaya gibi bir figürle (diller/semboller bilgisi anlatının ikinci katmanının açılması... Bu sayede roman, polisiyeyi tek koridorda koşturmuyor; bilim-inanç, geçmiş-bugün, akıl-takıntı arasında gidip gelen bir labirent kuruyor. Ritüelin arkeologla bağlantısı ne?" sorusunu diri tutması da bu