Uğur Ünver'in Karanfiller Dağılıyor adlı șiir kitabı, ilk bakışta bireysel duygular etrafında dönen bir şiir toplamı gibi görünse de aslında derinlere indikçe cok katmanlı bir "acı hafızası" oluşturduğunu fark ediyorsun. Bu kitap, sadece bir aşkın ya da bir ayrılığın değil; yoksulluğun, toplumsal çöküşün, savaşın, yalnızlığın ve en önemlisi insanın içten içe yanışının șiirsel bir dökümü gibi ilerliyor Zaten yazarın giriște söylediği "yazmadıklarım tarafından zehirleniyordum" ifadesi, kitabın temel ruhunu çok net veriyor: Bu şiirler bir estetik kaygıdan çok, bir iç patlamanın sonucu.
Kitap boyunca hissedilen en baskın duygu "yanma" hali. Ama bu yanma sadece romantik bir aşk acısı değil; daha çok hayatın kendisinin insana yüklediği ağırlığın yakıcılığı. Şiirlerde sık sık karşımıza çıkan yoksulluk, işçilik, geçim derdi, sokak hayatı, gecekondular, hastaneler, savaş ve ölüm imgeleri, bu yanmayı toplumsal bir zemine oturtuyor. Örneğin "Kentse Dönüşür mü insanlar?" şiirinde, fiziksel dönüşümün mümkün olduğu ama insanın içsel dönüşümünün imkânsızlığı vurgulanırken; asIında sistem eleştirisi çok sert ama sade bir dille yapılır
Şairin dili özellikle dikkat cekici çünkü süslü, ağır, imge yüklü bir şiir dili yerine daha doğrudan, konuşur gibi bir anlatım tercih edilmiş. Bu durum şiirleri daha "ham" ve gerçek kılıyor. Okurken bazen bir şiir değil de bir insanın içini döktüğü uzun bir iç konuşmayı dinliyormuş gibi hissediyorsun. Bu samimiyet, kitabın en güçlü taraflarından biri. Ama aynı zamanda bu sadelik, bazı șiirlerde edebi yoğunluğun düşmesine de sebep olabiliyor. Yani șiirler her zaman imgelerle katmanlaşan bir derinlik sunmuyor; bazen düz anlatıma yaklaşarak etkisini biraz kaybedebiliyor.
Kitabın tematik dünyasında üç ana eksen belirgin yoksulluk ve sınıfsal gerçeklik, aşk