SAMET MUTLU-YASAMIN AĞRISI
"yüksek sesle süslenmiş" bir şiirden çok, iç konuşma gibi ilerleyen; okurun göğsüne bir ağırlık bırakırken aynı anda "beni biri anladı" hissi de veren bir damar taşıyor. Kitabın adıyla uyumlu biçimde ana duygu hep aynı çizgide: hayatın içinde sürüp giden küçük sarsıntılar, yanlış anlasılma korkusu, yalnızlığın hem fiziksel hem zihinsel tarafı, büyümeyle gelen kayıplar ve buna karşı hayal, umut gibi tutunma noktaları.
Şiirlerde en baskın șey, büyük olaylardan çok gündelik sıkışmaların merkeze alınması. "Nefes" gibi metinlerde kaygı, saati kontrol etme, düşüncenin sürekli devinmesi "Isık"ta birine derdini anlatmaya çalışırken her cümlede "yanlış anlaşılmayayım" diyerek geri çekilme; "Tevrive"de yalnızlığın sadece "tek başına kalmak' değil, insanın içinde genişleyen bir boşluk olușu... Bu, kitabın okurla kurduğu bağı güçlendiriyor: Şair, "büyük laflar" yerine, çoğu insanın içinde sakladığı küçük cümleleri görünür kılıyor.
Kitabın omurgasında yalnızık var ama tek tip bir yalnızlık değil. Bir yerde "duvarlara çarpan" bir sıkışmışlık gibi; bașka bir yerde "kalabalıkta görünmez kalmak" gibi; bazen de "kimse yokken bile kendine tanıklık etmek" gibi. "Neresi" şiirindeki his de buna yakın: bir yere "isteyerek" değil, sanki kendini orada bulmuş gibi girme ve karşı tarafın seni tanımamasıyla gelen yabancılık. Bu yabancılık, kitabın genelinde sık tekrar eden "ben buradayım ama görülmüyorum" duygusuyla birleșiyor. Dilin ve üslubun en belirgin özelliği sadelik ve konuşma tonuna yakınlık. Şiirler serbest ölcüyle, kısa dizelerle, az süslemeyle ilerliyor. Bu tercih iki şeye yarıyor:
Birincisi, duygu doğrudan geçiyor; okur "sifre çözmek" zorunda kalmıyor. ikincisi, bu doğrudanlık bazı yerlerde bilerek tekrar üzerinden vurgu yaratıyor (özellikle yanlış