ASYA KURT

ASYA KURT
@REDBOOKSTGRAM
İnstagram:redbookstgram

ASYA KURT

, bir kitap okudu
Puan vermedi·152 syf.··
2026 35. kitabı
Samet Mutlu
10/10 · 3 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·106 syf.··
2026 34. kitabı
ULAŞ YURDAKUL-KİBİR MATEMATİĞİ (alt baŞlıklarda "Bir'i Aramak' ve "Eksi Bir'in Gürültüsünde" ekseniyle) okuru klasik bir "hikâye"den cok, bir düşünce yolculuğuna davet eden, deneme-manifesto çizgisinde ilerleyen bir metin. Kitabın olay örgüsü; karakterlerin, çatışmaların ve sürpriz dönüşlerin peş peşe dizildiği bir kurgu yerine, "insanın içindeki merkez"in (benlik/ego) nasıl kurulduğu, nasıl büyüdüğü ve nasıl dönüştürülebileceği etrafında kademeli bir ilerleyiş kuruyor. Yani "olay" dediğimiz şey burada dış dünyada değil; okurun zihninde, vicdanında ve bakışında gerçekleşiyor. Metnin omurgası, çok net bir matematik metaforu üzerine kurulmuş: +1 (hakikat/iyilik/teslimiyet), 0 (insan/ irade/esik), -1 (kibir/bozucu enerii). Yazar, insanın hayatı "varlık-yokluk'' ikiliğine sıkıştırdığını; oysa asıl savaşın, insanın içindeki yönelimde yaşandığını söylüyor. Modern İnsanın "0" noktasını (kendini merkez) sanıp her seyi ölçmeye, biçmeye, hükmetmeye çalışması; kitabın gözünde, kibri büyüten ana mekanizma. Bu yüzden kitap, "kibir"i yalnızca ahlaki bir kusur olarak değil, dünyaya bakış biçimini çarpıtan bir işlem gibi ele alıyor: Girdiği her kabı kirleten, her güzelliği negatife çeviren bir "-1" etkisi... Bu yaklaşım kitabın temel mesajını da açık ediyor: İnsanı büyüten șey, kendini büyütmesi değil; kendini merkeze koymaktan vazgeçip vicdan ve teslimiyetle "Bir"e yaklaşması. "Olay örgüsü" dediğin derinlik, kitapta bölüm bölüm genişleyen bir tartışma alanıyla sağlanıyor. Başlarda, "teknolojik tartışma değil; bugünün gürültüsünür matematiksel dökümü" gibi bir iddiayla kapıyı açıyor Sonra bu gürültüyü; iletişimsizlik, anlam kayması, kalabalık içinde yalnızık gibi modern başlıklara bağlayıp "Babil sendromu" benzeri bir çerçeveyle okurun günlük deneyimine indiriyor. Ardından, okuru
Eksi Bir'in Gürültüsünde Bir'i AramakUlaş Yurdakul · Arkhe Yayınları · 20265 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2026 33. kitabı
SEYMA GENÇTURK-YEDİYÜZYETMİŞBİRİNCİ PERDE Romanın en güçlü yanlarından biri, olay örgüsünü sadece dışarıdan gelișen tesadüflerle değil, karakterlerin geçmişlerinden doğan sonuçlarla örmesi. Yiğit’in babasıyla ilgili karanlık gerçekler, annesinin taşıdığı acı, Mira ile Yiğit'in ilişkisine sızan tehditler, Asya'nın yalnızca bir yan karakter değil, bütün düğümü açan isimlerden biri hâline gelmesi; hikâyeyi sıradan bir gençlik romanı olmaktan çıkarıyor.Ortaya çıkan soy bağı, gizlenmiş geçmiş, kandırılma, intikam ve planlı yüzleşme çizgisi, romanın asıl amacının yalnızca bir duygusal ilişki anlatmak olmadığını gösteriyor. Hikâye boyunca yalnızca bir aşk ilişkisinin iniş çıkışlarını değil, aile bağlarının çürümesini, dostlukların sınanmasını, gerçeğin parça parça ortaya çıkmasını ve karakterlerin kendi kimlikleriyle sarsıcı biçimde yüzleşmesini görüyoruz. Özellikle CD, DNA testi geçmişte yaşanmış ölümler, saklanan akrabalık ilişkileri ve Asya Demiralp kimliği üzerinden gelen kırılmalar romanın gizem tarafını güçlendiriyor. Burada dikkat çeken şey, olayların tek tek şok etkisi yaratmasından cok, her yeni bilginin karakterlerin ruh hâlini biraz daha dağıtması. Yani romanın gerilimi yalnızca "olay" gerilim değil, aynı zamanda duygusal çöküş gerilimi Kitapta bir "perde' metaforu var ve bu metafor boşuna seçilmemiş. Karakterlerin hayatı sanki gerçekten bir sahne gibi kurulmus; herkes bir rol üstlenmis, bir seyleri saklamış, bir șeyleri bastırmış ve doğru an gelene kadar bu düzen korunmuş. Ama roman ilerledikçe bu perde açılıyor ve seyirlik gibi görünen her şeyin altında ağır bir gerçek yatıyor. Tam da bu yüzden kitabın adı, metnin ruhuyla uyumlu. "Yediyüzyetmişbirinci perde" ifadesi yalnızca romantik bir isim değil; aksine, gerçeğin çok uzun süre örtülmüs olduğunu ve açılan her
Yediyüzyetmişbirinci PerdeŞeyma Gençtürk · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20254 okunma
Puan vermedi·118 syf.··
2026 32. kitabı
URAS H.TOPRAK-DAĞ VE DENiZ şiirler, büyük "olaylar" anlatmaktan çok, insanın içinde büyüyen küçük ama inatçı duyguların izini sürüyor: gitmeler, kalmalar, beklemek, unutamamak, "keşke" ile barışmaya çalışmak, bir yandan da kendini toparlayıp yeniden başlamak. Sayfalarda sık sık aynı duygunun farklı kılıklara bürünerek geri gelmesi boșuna değil; kitap, okurun zihnindeki döngüyü taklit ediyor. Birini düşünmemeyi seçersin ama hatırlarsın; güçlüyüm dersin ama yorulursun; vazgeçtim dersin ama "ya bir gün?' ihtimali bir yerden sızar. Bu yüzden kitap, tek bir cizgide ilerleyen bir hikâyeden çok kalbin iniş çıkış haritası gibi duruyor. Şiirlerin temel damarı, adından da anlaşılacağı gibi, iki zıt kutbun geriliminden besleniyor: dağ ve deniz. Dağ; mesafe, dik duruş, gurur, bazen kibir, bazen de "kendin koruma"nIn sertleşmiş hâli. Deniz ise; akış, özlem, tasma, kırıp dökme pahasına da olsa bir şeye varma isteği. "Dağ ve deniz' şiirinde "ben ve sen"in "varlığımdan habersiz iki sevgili" oluşu, kitabın genel tonunu çok iyi özetliyor: Sevgi var ama temas yok; yakınlık isteniyor ama araya mesafe giriyor. Dahası, bu mesafe sadece fiziksel değil; bir "duygusal mesafe". Anlatıcı hem hayran, hem kırgın; hem özlüyor, hem de kendini geri çekiyor. Bu ikili hâl, kitap boyunca sürekli yeniden kuruluyor Kitap okura en çok yalnızlığın çeșitlerini hissettiriyor. "Gidişteki soğukluk, "Sefer"deki tekrar eden bekleyiş "Huzur"da hatırlamanın insanı bir anda yakalaması.... Yalnızlık burada "kimse yok" basitliğinde değil; daha çok "birisi vardı ama șimdi yok" ağırlığında. Okurken insanın içi bazen sakinleşiyor (çünkü duygular tanıdık), bazen de huzursuz oluyor (çünkü siirler kaçışı değil yüzleşmeyi seçiyor). Özellikle "keșke" temasI çok belirgin: Keşkesiz yaşama sözü veren anlatıcı bile bir noktada
Dağ ve DenizUras H. Toprak · Elpis Yayınları · 20259 okunma