URAS H.TOPRAK-DAĞ VE DENiZ
şiirler, büyük "olaylar" anlatmaktan çok, insanın içinde büyüyen küçük ama inatçı duyguların izini sürüyor: gitmeler, kalmalar, beklemek, unutamamak, "keşke" ile barışmaya çalışmak, bir yandan da kendini toparlayıp yeniden başlamak. Sayfalarda sık sık aynı duygunun farklı kılıklara bürünerek geri gelmesi boșuna değil; kitap, okurun zihnindeki döngüyü taklit ediyor. Birini düşünmemeyi seçersin ama hatırlarsın; güçlüyüm dersin ama yorulursun; vazgeçtim dersin ama "ya bir gün?' ihtimali bir yerden sızar. Bu yüzden kitap, tek bir cizgide ilerleyen bir hikâyeden çok kalbin iniş çıkış haritası gibi duruyor.
Şiirlerin temel damarı, adından da anlaşılacağı gibi, iki zıt kutbun geriliminden besleniyor: dağ ve deniz. Dağ; mesafe, dik duruş, gurur, bazen kibir, bazen de "kendin koruma"nIn sertleşmiş hâli. Deniz ise; akış, özlem, tasma, kırıp dökme pahasına da olsa bir şeye varma isteği. "Dağ ve deniz' şiirinde "ben ve sen"in "varlığımdan habersiz iki sevgili" oluşu, kitabın genel tonunu çok iyi özetliyor: Sevgi var ama temas yok; yakınlık isteniyor ama araya mesafe giriyor. Dahası, bu mesafe sadece fiziksel değil; bir "duygusal mesafe". Anlatıcı hem hayran, hem kırgın; hem özlüyor, hem de kendini geri çekiyor. Bu ikili hâl, kitap boyunca sürekli yeniden kuruluyor Kitap okura en çok yalnızlığın çeșitlerini hissettiriyor. "Gidişteki soğukluk, "Sefer"deki tekrar eden bekleyiş "Huzur"da hatırlamanın insanı bir anda yakalaması.... Yalnızlık burada "kimse yok" basitliğinde değil; daha çok "birisi vardı ama șimdi yok" ağırlığında. Okurken insanın içi bazen sakinleşiyor (çünkü duygular tanıdık), bazen de huzursuz oluyor (çünkü siirler kaçışı değil yüzleşmeyi seçiyor). Özellikle "keșke" temasI çok belirgin: Keşkesiz yaşama sözü veren anlatıcı bile bir noktada