Yıldızların ötesinde yaşayan bir yazar, kelimelerini göktaşlarının ışıltılarından toplar... Eğer karanlık uzayın bile anlatılacak bir hikayesi varsa, bunu mutlaka o yazar duyar🪼
"Fena değil tabii, doğru. Öyle bir kızı ardında bırakıp gittin ama. Her gün ağlattın onu, ağlamaktan yataklara düşürdün."
...
"Haje hiç de fena kız değil, evet. Fena olan hepimizden önce giden sensin, Leenae. Tanıdığım en fena herifsin sen."
"Galiba gerçekten ateşin var, alnın yanıyor."
"Senin elin soğuk. Dolaptan su içtin ya az önce."
Göz göze geldiklerinde Leenae gülümsedi. O genç haliyle karşısındaydı işte, ne bir yanılsama ne de bir hayaldi. Buzdolabından su içip eliyle alnına dokunan ve ona parlak bir şekilde tebessüm eden gerçek, canlı Leenae'ydi karşısındaki. Tam da bu yüzden nefesi kesilmişti. Önündeki sevimli delikanlının yalnızca dört senesi kaldığını bilmenin acımasız gerçeğiyle boğazı düğümlendi.
"Yorgunum, git artık." Nawoo yıkılırcasına kendini koltuğa bıraktı.
"Bir yerine bir şey mi oldu senin? Dalga falan geçmiyorum, bir tuhafsın cidden."
Koltuğa yaklaşıp elini Nawoo'nun alnına koydu. Nawoo onun serin dokunuşla yavaşça gözlerini kapattı. Zamanın baş döndürücü girdabından kurtulmak istiyordu. Her şey yorucu ve zordu.
Az önce ramyeon yedim ben.Öğle yemeği için de jajangmyeon ye işte.
Zaten yediğini söylese de hayaletli herif laftan anlamak bilmiyordu.
Hayır.İkiletme abicim.