İnsanlar başkalarını kendi suçlarına ortak yaptıkları ölçüde o suçun ağırlığını üstlerinden attıklarını, hafiflediklerini sanırlar. Halbuki böylece yalnız kendilerini aldattılar. Çünkü: suçlu, suçunu yaymak eğilimiyle günahını artırmaktan başka bir şey yapmıyordur. Yalnız kendi ruhunun ölümünü seçmiş olmuyor, bu ölümü başkalarına da bulaştırmış oluyor.
Böylece de suçu iki kat oluyor.
Bitkiler, ağaçlar, kuşlar, hayvanlar, hatta akan su ve sıcaktan çatlayan kayalar bile amansız birer şahittir insan için.
İşlediğimiz bir fiil mutlaka gidip eşyada bir noktayı veya bir yüzeyi, bir mayayı değiştiriyor.
İmam, cami, cuma, hutbe kavramlarının gerçek anlamlarını kaybedişi, sadece laik ülkelerde olmamıştır. Laikliği kabul etmeyen islâm ülkelerinde de cami ve cuma bütün anlamını korumuş değildir. Aslında kaybolan bir ruh vardır, onu laikliğe bağlamaktan çok, laikliği ona bağlamak daha doğrudur.
Aslında ölü olduğu halde, kendini diri sananlar vardır. Yüreklerinde ilâhî sözün ateşini ve aydınlığını duymayan kişiler, ölüdürler. Asıl ölüler mezardaki ölüler değil, bu ölülerdir.