İnsan, dünya hayatında çoğu kere yaptıklannın karşılığını görememektedir. Bazen haksızlığa uğramakta ve hakkını alamadan bu dünya diyanndan göç edebilmektedir. Ölüm sonrasında bütün haksızlıklann karşılık bulacağı bir hayatın varlığı, işte bu nedenle, bireyin adalete olan güvenini pekiştirmekte;
insana sabır ve Umitle yaşama gücü vermektedir. Hiçbiir haksızlığın yaşanmayacağı ve adaletin tam olarak gerçekleşeceği bir hayatın (ahiretin) varlığına inanmak, insandaki adalet özleminin karşılık bulması kadar, insanın her türlü iyi, güzel ve ahlaki çabalannın değer ifade etmesi noktasından da önem taşıır.
insan değişiyor; alışkanlıklanmız, huylanmız ve hayat tarzımız ... Dış görünüşümüz değişse de (giyim, kuşam ve alışkanlıklar), aslında özümüz değişmiyor. Yüce Yaradan'ın bizlere nakşettiği fıtrat (yaradılış) değişmiyor. Hala insanız, hala zayıf ve güçsüzüz.
Küresel toplum, her şeyi tüketime endekslemiş ve bütün kavramlar tüketime odaklı yorumlanıyor. Bizim için değer taşıyan anne, baba, sevgi gibi kavram lar bile (anneler günü, sevgililer günü vs.) bu tüketim çarkından nasibini alıyor ve farkına varmadan sevgiyi de tüketiyor. Daha az hoşgörülü, birbirini
daha az seven toplumlar oluşumuz belki de bundan.