Ama burada durup sormak gerekiyor:
Bu paylaşımlar gerçekten çocuklar için mi, yoksa içerik üretmek için mi?
Çocukların yüzleri, isimleri, hayatları… Hepsi içerik haline geliyor. “Bugün öğrencim ayakkabısız geldi”, “Bu çocuklar böyle okuyor”, “Bir köy okulunun gerçeği”… Peki bu çocukların mahremiyeti? Yarın büyüdüklerinde, internette dolaşan bu videolarla anılmak isterler mi?
okul öncesi öğretmeniyim ve sosyal medya da paylaşılanlar dikkat çekiyor. Renk renk sıniflar, kusursuz panolar, milimetrik kesilmiş materyaller, tek bir damla boya taşmamış etkinlikler… İlk bakışta “ne kadar emek” dedirtiyor. Ama biraz durup düşününce şu soru kaçınılmaz oluyor: Bu etkinlikler gerçekten çocukların eseri mi, yoksa sosyal medyada güzel görünmesi için yetişkin eliyle şekillendirilmiş işler mi?
Okulların sosyal medya hesaplarını incelediğimizde karşımıza neredeyse kusursuz bir tablo çıkıyor. Dört dörtlük etkinlikler, planlı eğitimler, tematik günler, renkli atölyeler, mutlu çocuklar… Her paylaşım, “biz işimizi en iyi şekilde yapıyoruz” mesajı veriyor.
Ama iş sınıfın kapısından içeri girip çocuğa baktığımızda, aynı tabloyu göremiyoruz.
Eğer her şey bu kadar sistemli ve etkiliyse, neden bazı öğrenciler hâlâ temel becerilerde zorlanıyor? Neden kendini ifade etmekte güçlük çeken, dikkat süresi kısa, problem çözme becerisi zayıf çocuklar artıyor? Neden sosyal medyada paylaşılan o parlak etkinliklerin karşılığını çocuğun davranışında, dilinde, özgüveninde net biçimde göremiyoruz?
okul; vitrin değil, mahrem bir eğitim alanıdır. Öğretmen; içerik üreticisi değil, rehberdir. Öğrenci ise bir paylaşım unsuru değil, korunması gereken bir bireydir.
Eğitim, görünür olduğunda değil; etkili olduğunda değerlidir.