"Şirket-i mânevîye haysiyetiyle her bir kardeşimiz, bizim için bir sevap fabrikası hükmündedir; günahı ise kendisine aittir. Fabrikalarımızın sayısı ne kadar fazla olsa, kazancımızın da o nisbette artacağı âşikârdır. O hâlde, hangi fikirle basit hatalar yüzünden kardeşlerimizin bir kısmını kenara itebiliyoruz?"
Sözler’i kendi malı gibi kabul eden kimse şöyle düşünecektir:
“Ben İslâmiyet’e hizmet etmek istiyorum. Üstâd’ım kadar ilmim olsaydı, daha ziyâde hizmet ederdim. Nur Külliyatı gibi eserler telif edebilseydim, onları bütün dünyaya tanıttırmak ve onlardaki îman hakikatlerinin nurlarıyla çok kimseleri tenvir etmek arzu ederdim. Mademki bu hizmetleri Allah rızası için yapmak arzusundayım, o hâlde hazır olarak bana takdim edilmiş bulunan bu külliyatı kendi malımmış gibi kabul ederek neşrine çalışmalıyım.”
"Bir gaye uğruna başını fedâ eden insanlar tarih boyunca çok çıkmıştır. Dâvâsı için başını vermek kolaydır. Bu kudsî dâvâda fikren haklı olsa bile, meşveretin hukuku nâmına fikrî fedâkârlıkta bulunmanın baş vermekten çok defa daha üstün, hizmetin devamı açısından çok daha elzem olduğu katiyyen unutulmamalıdır."