"Kalp imanın mahalli olduğu gibi en evvel Sâni'i arayan ve isteyen ve Sâni'in vücudunu delailiyle ilan eden, kalp ile vicdandır. Zira kalp, hayat malzemesini düşünürken en büyük bir acze maruz kaldığını hisseder etmez, derhal bir nokta-i istinadı; kezalik emellerinin tenmiyesi (nemalandırmak) için bir çare ararken, derhal bir nokta-i istimdadı aramaya başlar. Bu noktalar ise iman ile elde edilebilir. Demek, kalbin sem' ve basara hakk-ı takaddümü vardır."
"İnsanın kıymetini tayin eden, mahiyetidir. Mahiyetin değeri ise himmeti nisbetindedir. Himmeti ise hedef ittihaz ettiği maksadın derece-i ehemmiyetine bakar."
"Hattâ kulaktaki zar, nur-u iman ile ışıklandığı zaman, kâinattan gelen manevî nidaları işitir. Lisan-ı hal ile yapılan zikirleri, tesbihatları fehmeder."
"Saadet-i ebediyeye işaret eden bürhanlardan biri de insandaki gayr-ı mütenahî istidatlardır.
Evet, Cenab-ı Hak tarafından mükerrem kılınan insanın cevher-i ruhunda ekilen ve rakamlara sığmayan istidatlar var.
Bu istidatların altında, hesaba gelmeyen kabiliyetler var.
Ve bunlardan neş'et eden hadde gelmeyen meyiller var.
Ve bunlardan husule gelen gayr-ı mütenahî efkâr ve tasavvurat var.
İşte bunların her birisi haşr-i cismanînin arkasındaki saadet-i ebediyeye, şehadet parmaklarını uzatarak gösteriyorlar."
"Evet kâinat, saadet-i ebediyeyi intac etmese akılları hayrette bırakan, kâinatta görünen en bâriz en mükemmel şu nizam; aldatıcı, zayıf bir suretten ibaret kalır. Ve bütün maneviyat ve alâkalar, rabıtalar ve nisbetler hep heba olur. Öyle ise o nizamın nizam olması ancak ve ancak saadet-i ebediyeyi intac etmekle olur."