Müslümanlar, akidesinden tam anlamıyla sıyrılmış değildir. Aksine inanmaya ve dinini anladığı kadarıyla yaşamaya devam etmiştir. Ama onun bu inancı eylemsizdir,zira toplumsal aydınlatmasını yitirerek, içe dönük ve bireysel bir akide halini almıştır, imanı, sosyal çevresindeki ilişkilerinden kopmuş bir birey imanına dönüşmüştür.
Dolayısıyla problem, Müslümana, akideyi öğretmek değildir. Çünkü o, ona zaten sahiptir. Burada önemli olan;bu akideye dinamizmini ve olumlu gücünü yeniden kazandırarak sosyal etkileme fonksiyonunu icra etmesini sağlamaktır.
Islahın gerçekleşebilmesi için ilk adımın "birey" ile atılması gerekiyordu. O, bu düşüncesinin temelini şu Kur'an ayetinde bulmuştur:
"Bir toplum kendi içindekini değiştirmedikçe, kuşkusuz Allah da o toplumun bulunduğu durumu değiştirecek değildir." (Rad 11)
Bugün, islam; bilinç ve vicdanları yoğun bir şekilde meşgul eden sorunların meydana gelme ve çözüm yolları incelenirken, kesinlikle gözden kaçırılmaması gereken temel faktördür.