Elbette hepimiz farklıyız ve hepimizin yollarla ilişkisi değişiktir. Kimileri seyahatin kendisinden çok ona hazırlanmanın ve onun hayalini kurmanın heyecanını sever, kimileri için gidilen yerdeki eğlenceler ve aktiviteler yolun kendisinden daha önemlidir, kimileri de kımıldamaya üşenir, bütün hayatını aynı kasabada veya semtte tüketir, seyahat edenlerin harcadığı enerjiye neredeyse acıyarak bakar. Bunlar için seyahat ve yolun kendisi varılacak yerden, kavuşulacak veya ayrılınacak kişilerden bile daha önemli asıl eylemdir. Bu tipler bir yere yerleşip kök salarlarsa sararır solar, kaybolup, yiterler. Çünkü yolculuk etmek bir çeşit bağımlılıktır.
Yazarlar kadın kılığında bir esin perisinin kötü bir erkek efsanesi olduğunu iyi bilirler, çünkü yazarlara en parlak fikirler genellikle başka iyi bir yazarın kitabını okurken, bir ressamın, bir sinemacının, fotoğrafçı veya bestecinin eserini izlerken, dinlerken geliverir.
‘Varlığın kökeni harekettir. Hareketsizlik varlığın içinde yer almaz, çünkü varlık hareketsiz olamaz, olursa kaynağına yani HİÇLİĞE döner. İşte bu yüzden dünyada ve ahirette yolculuk hiç bitmez.’
İbn-el Arabi