Bir yığın acıyı, kırıklığı, yarayı barındırmış olan o upuzun zaman nasıl da anlamadan geçmişti. Artık kendini dışarıdaki hayata o kadar da ait hissetmiyor, eskisi gibi ayak uyduramıyor, bütün o neşenin, gülüşlerin, şarkıların ayyuka çıktığı coşkulu masalar yerine, huzurlu bir sessizliği tercih ediyordu.
Bir çöl kadar kuru oluyordu içi böyle zamanlarda. Vaktiyle çekip gittiği için kendini suçlu hissetmiyor ama bunu anlatamamış olmanın acısını duyuyordu.
Önünde şimdi yeni bir hayat vardı. Yaşadığımız maceranın başındaki kadar iyi günlere mi, kötü günlere mi gebe olduğu bilinmeyen bir hayat. Ama bundan korkmuyordu çünkü o hayatın yerlisiydi. Ama şimdi nereye gidecekti?