"Evet, Cenap Bey yüzünden. Onu suçluyordu Edip. 'Şiir
yazardı ama öküzün tekiydi' derdi babası için. 'Duyarsız bir adamdı, asıl şair annem olmalıymış. Dalgalı saçları, kederli ama insanı derinden yakalayan gözleriyle, tıpkı Truvalı Helen gibiydi.' Zaten Çanakkaleliymiş Hale Hanım." Bir an sustu. "Özür dilerim, Truvalı Helen'in kim olduğunu biliyorsunuz değil mi?"
"İlk güzelük yarışmasında üç tanrıça arasında kalan zavallı Paris'e, Afrodit'in, kendisini seçmesi karşılığında sunduğu dünyanın en çekici kadını olan Truvalı Helen'den mi bahsediyorsunuz?"
"Aldığı nafakayı da es geçmeyelim Zeynep. Adam bir servet ödemiş kadına."
Servet meselesi önemliydi, insanlar çoğunlukla ya aşk, ya para, ya da intikam için öldürürdü yahut öldürtürdü
Bütün bu pislik deryasının içinde mesleğini doğru
yapmak için sadece cesaret yetmez, aynı zamanda kocaman bir yürek gerekir. Ama o yürek çelikten yapılmıyor. Bir süre sonra el bombası gibi giimlüyor işte. O yüreği zamansız gümletrneyelim Ali. Zalimleri sevindirmenin alemi yok.
Otelin geniş merdivenlerinden inerken ben de bu binayı sevdiğimi hissettim. İstanbul'un simgelerinden biriydi
bu otel. Yüz küsur senedir hizmet veriyordu insanlara. Bir otelden çok daha fazlasıydı. Kültürel bir kurum. İşleuneye açıldığından beri birçok enteresan olaya sahne olmuştu. Hiç
cinayet işlenmiş midir bilmiyordum ama bu geceki vakayla
birlikte o gizemli aunosferine yepyeni bir muamma daha kanlmış oluyordu