Şair ne demiş: Aç midelerden doğar nur topu ihtilaller! Öyleyse, bir tek lale soğanının bir altına satıldığı devirde de açlar varmış. Çek bakalım ihtiyar! Devirler birbirine benziyorsa suç kimin ?
Yoksulluk umut kırıcıydı. “Umudunu yitiren her şeyi yitirmiş olur,” sözü doğruysa yoksulların duyacakları bunaltının hele çok sürer, başkalarının sorumlulukları da binerse ne kadar dayanılmaz hale geleceğini şimdi bu eski arabanın diş gıcırtılarına benzeyen sesleriyle sarsılırken gerçekten anlıyordu.
Namluyu şakağıma dayadım. Ürperdi vücudum tepeden tırnağa…Bir fısıltı duyarak irkildim:
Dünyada inanmam, hani görsem de gözümle,
İmanı olan kimse gebermez bu ölümle:
Hızla indirdim silahı… Mehmet Akif bey’indir bu mısralar… Nereden geldi bu mısralar? Arkası nasıldı?
Ey, dipdiri meyyit! İki el bir baş içindir,
Davransana, eller de senin, baş da senindir.
His yok, hareket yok,acı yok… Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin!