Beden fani, nefes fani, dünya fani.
Kısacık bir hayatta bu kibirin ne yani?
Ne diye kendini bilirkişi telakki eder durursun bre gafil?
Bildiğin bir hiçtir, bildiğini zannetme.
Bildiğin bir kaç kelimeyle de göğsünü kabartıp havalara girme.
Şeytan’dan alim mi vardı? Kibiri onu helak etti.
Her daim tevazu sahibi ol, övme ve övünme.
Övünmek senin neyine, kimsin ki sen? Zerre içinde zerre bile olmayan bir ademsin sen.
Yunus Emre’nin sözünü bir dinle, tefekküre dal:
"Bir avuç toprak, biraz da suyum ben; neyimle övüneyim, işte buyum ben."
~Serhat Şan~
Kamelyalı kadın “Marguerita Gauiter”, Alexandre Dumas’ın gerçek hayattaki sevgilisi Marie Duplessis’a dayanmaktadır. Gerçekten 23 yaşında veremden ölen ünlü bir Parisli "fahişe.” Dumas gerçekten ona aşık olmuş. Marie öldükten 1 yıl sonra romanı yazmış.
“Kamelyalı Kadın” lakaplı, Paris’in en tanınmış kibar fahişesi. Annesi tarafından dövüldüğü için köyden Paris’e kaçmış. Marguerite mesleği yüzünden toplum tarafından dışlanır. Armand’ın babası bu ilişkiye karşı çıkar, Marguerite’den oğlunu bırakmasını ister. Marguerite, Armand için “fahişeliği” terk etmeyi göze alsa da toplum onu kabul etmez. Roman yosmaları yargılamadan önce insan olarak görmeyi savunuyor. Marguerite ayda 25 gün beyaz, 5 gün kırmızı kamelya takar. Beyaz = müsait, kırmızı = regl döneminde olduğu için kimseyi kabul etmiyor anlamına geliyor. Kamelya kokusuz bir çiçek. Bu da Marguerite’in durumunu anlatıyor: Dışarıdan güzel ama kokusuz, yani "gerçek aşk" kokusu yok hayatında. Ta ki Armand’a kadar Ayrılıktan sonra Marguerite veremden ölür, Armand mektuplardan gerçeği öğrenir. Hayata bakış açım bütün bütün değişti diyebilirim çok güzel bir kitap bence okuduktan sonra benim ne demek istediğimi anlayacaksınızdır diye tahmin ediyorum keyifli okumalar dilerim…