Uzaklardan sesini aldım;
Çevreni derede buldum;
Nereye gittiğin bildim,
Hasan’ım ardından geldim.
Sarı kaküllü, dal boylum;
Saz benizli, ayva tüylüm;
Tatlı sözlü, melek huylum,
Hasan’ım ardından geldim.
Köyden, obadan koğulan,
Duru sularda Boğulan,
Toz köpük olup dağılan
Hasan’ım ardından geldim.
Sarp dağlara getirdiğim,
Kavuşmadan yitirdiğim,
Ak kefensiz yatırdığım
Hasan’ım ardından geldim.
Emine’yi yaslı eden,
Kerem olup Aslı eden,
Dağ taşı sesli eden
Hasan’ım ardından geldim.
Dört elle sarıldığımız birçok kıymetlerin uğrunda; sadece bir insan gibi kalbimiz ve kafamızda yaşamayı feda ettiğimiz binlerce sözde mühim şeylerin ne kadar kolay fırlatılıp atılabileceğini bana Öğreten Yusuf! Benden de sana selam olsun…