Bilimkurgu ve fantastik kitap film dizi hastası. FRP bağımlısı. Potterhead /*. Felsefe ve Mitoloji meraklısı. Marvel-DC. Anime sever. Tsundoku
C’est la vie!
Ars longa, vita brevis
İzlanda’nın kuzey batısından Grönland'a doğru yaklaşırken ufukta görünen güneş tamamen batmıştı. Simdi güneş batmış olarak birkaç saat uçacaktık. Arkasından da rotamızı tekrar batı ve güneybatı yönlerine doğru çevirdiğimizde tekrar güneşi yakalayıp onun, bu kez de batıdan doğduğunu görecektik. Alışık olmadığımız bu olay bizlere biraz tuhaf geliyordu. Sizler yerdeyken güneşin hep doğudan doğmasına şahit olurken, biz birkaç saat sonra güneşin batıdan tekrar doğduğuna şahit olacaktık.
Ne zaman önümüzü kapatan bir bulut ve gözlerimizi rahatsız eden parlak bir ışık yoksa, o zaman kokpit pencerelerinden gece ve gündüzün görüntülerini seyretmek, atmosfere düşen gök taşlarının izlerine bakarak arada bir güzel dileklerde bulunmak, uçan daireleri aramak, diğer uçakları izlemek, gökyüzündeki çeşit çeşit bulutlar görmek, ilerde çakan yıldırımların flaş ışıklarını takip etmek, kutup ışıklarının müzik setinin dijital görüntü ekranındaki hareketli ve renkli dalgalar gibi tepemizde ve önümüzde dans etmesini izlemek, bunların hepsi biz pilotlar için ayrı bir motivasyon yaratıyordu.
Bu dünyada önemli olan insan olmak, insan olunca tüm farklar bir anda sıfırlanıyor, ülkeler arasındaki sınırlar kapanıyor, bu nedenle Maximo'ya hiçbir zaman aile kökenini sormadım, sormak da istemedim. İnsanların kökenlerinin ne olduğu bizce çok önemli değildi, önemli olan karşınızda olan kişinin önce insan olması, içi dışı bir ve samimi olmasıydı.