Eninde sonunda öyle bir an gelir ki, herkesin bir kesinlik olarak gördüğü görevini yerine getirmez olur, hareketi kanıtlamak için yürümek, yaşamayı kanıtlamak için nefes almak yetersiz kalır. O andan itibaren her şey sorulara dönüşür ama cevapsız sorulara: daha dışa vurulduğu an, sorgulamanın yıkıcı olmaktan öte bir etkisi yokmuş gibidir: sorgulayan, gerçeği, kanıtı arayıp bulayım derken olsa olsa kuşkuyla karşı karşıya gelir. Hem zaten, sorgulayan ben, artık var olduğundan bile emin değilken, nasıl bir sorgulama yapılabilir ki?
İnsan gerçekten de mahkum edilmiştir. Küçültülmüştür!
Yani korkunç bir şeydir: taşıyamazsınız onu, onunla yürüyemezsiniz. Onu taşımaya zorlanmışsınızdır.