Öncelikle önceki attığım gönderi gerekli ilgiyi görmediği için bir tane daha atmaya karar verdim. Ama bu sefer kitabın aslını attım. Efendi ile Uşağı'ndaki sonu, o mükemmel imgelemleri, ölümün soğuk yüzünü, ölümün tasvirlerini sanırım ömrüm boyunca unutamayacağım. Karlı, fırtınalı bir ortamda geçiyor eser. Ben gereksiz uzatıp kitabı anlatmayacağım, direk sonuna geleceğim. Spoilerdir uyarayım. Kitabı okuyanlar bilir ki, son sahnedeki rüya durumu gerçekten takdire şayan bir ustalık gerektirirdi. Yani demem o ki Tolstoy gibi bir ustanın elinden böyle bir son çıkardı ancak. Son sahnede İvan sandığı kişinin parlak ışıklar içinde gelmesinden anlıyoruz ki o şahıs aslında Tanrı'nın ta kendisiydi. Rüyadan sonra bir mucize oldu ve ruhlar yer değiştirdi yani reenkarne oldu kendi aralarında. (Hatta bunu Tanrı'nın yaptığının bir kanıtıda adamın başka bedendeyken kendini o birkaç saniyelik durumda görebilme olanağıydı.) Veya Tanrı olarakta görmeyip sadece ilahi bir kişilik olarakta görebilirsiniz. Örneğin İsa gibi. Ölürken bile kendini düşünen kötü bir adam olarak öldü. Veya şimdi fakettimde şöyle de düşünebilirsiniz: ölen de yaşayan da aslında tek bir bedende çatışan iki farklı kişilikti ve Uşak galip geldi. (nitekim bu metaforu filmlerde de görebilirsiniz) Hayatımda okuduğum en sıradışı öykü olmaya kesinlikle adaydı.
Tolstoy'un kitabındaki bu metaforik bölümde, hayatı sembolize eden bir fırtınada yolunu kaybeden bir kişinin ("ben") aniden iki farklı kişiye dönüştüğünü görürüz: bu kişiliklerden biri kendi arzularını, diğeri ise yolu bulacaklarına olan kesin inançlarını temsil ediyordur; ilki sahip olduklan kişilikken ikincisi ilahi kişiliktir; biri ölümdür, diğeri ölümden kurtuluş. Hikaye boyunca bu iki kişilik, iki farklı karakter olarak (Brehunov ve Nikita) ete kemiğe