“Onu aklımdan çıkaramıyordum. Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.”
“Ben senin yanından bir daha hiç ayrılmak istemiyorum, biliyor musun ?”
“Niye ?”
“Çünkü dünyanın en iyi insanı sensin. Senin yanındayken kimse bana zarar vermiyor ve kalbimde mutluluk güneş gibi parlıyor.”
“Xururuca.”
“Noldu ?”
“Ağlarsam ayıp olur mu ?”
“Ağlamak asla ayıp değildir, sersem. Niye ki ?”
“Bilmem, henüz alışamadım. İçimdeki kafes bomboş kaldı sanki ...”