Bir gün profesör öğrencisine "kürsüye çık ve dersi anlat" der. Öğrenci çıkar ve anlatmaya başlar. Prof; "şimdi kürsünün üstüne bir sandalye koy ve öyle anlat" der. Öğrenci profesörün dediği gibi yapar. Ardından "şimdi sandalyenin üstüne bir tabure koy ve öyle anlat" der profesör. Öğrenci bunu da yapar ve hem konuşup hem dengede kalmaya çalıştığı için konuşmalarında tutarsızlıklar başlar. Prof şöyle der: "İnsan yükseğe çıktıkça söyledikleri tutarsız hale gelir. Çünkü beyin artık söyleneni değil bulunduğu yerden düşmemeyi önceler."
Çocukken okuduğum, Jule Verne'in ufuk açan güzide kitaplarından bana göre en kült olanı Seksen Günde Devri Alem'dir. Neden diye soracak olursak belki de bunun en büyük faktörü dünyadaki çeşit çeşit zenginlikteki güzellikleri, o engin denizlerin ardında saklı hazineleri, ve o hazinelerin sahip olduğu doğal estetiği hep canlı olarak görme arzusuyla dolup taşmamdan kaynaklı olabilir. Her yazar, gözle görülmeyen unsurları insan zihninde betimlemeye çalışırken, çok kolay estetik kaygısına düşüp, lüzumsuz ayrıntıya girip insanda okuma hevesini kaçırabiliyor. Jule Verne ise her yeni neşrettiği kitabında kendini daha da aşan bir seviyeye çıkıyor. Ve bunu yaptığı için de öldükten sonra arkasında bugün bile hiç unutulmayan kült eserleri bulunuyor. Bu kitapta onlardan sadece bir tanesi...