Okulsuz Toplum adlı kitapta, başlıktan da anlaşılacağı üzere okul kurumunun olmadığı bir sistem anlatılmaktadır. Fakat bu anlatım yapılırken okul kurumunun toplum üzerindeki etkileri de eleştirel bir dille okuyucuya aktarılmıştır. Bahsi geçen kurumlar, insanlar üzerinde sosyal tabakalaşma yaratmış mıdır? Eğitim anlayışı modern olarak toplumları ileriye taşıyan itici bir güç müdür yoksa tek tip insan modelleri mi yaratmaktadır? Bu ve benzeri sorular ele alınarak irdelenen sistem, yaşam boyu öğrenme temelli eğitim modelinin önemi ve gerekliliği üzerinde şekillenmiştir.
Yazar, sanılanın aksine okulu gereksiz bir sistem olarak görmemektedir. Fakat sistemin uygulamadaki yetersizliklerini ve teorideki hatalarını pratiğe verdiği zararları da gözler önüne sermektedir. Öğretimin kalitesine ayrılması gereken bütçeler, ütopik bir hayal olarak okullaştırılma projelerine ayrılmaktadır. ‘’Özel müfredat, ayrı sınıflar ya da daha uzun ders saatleri ise ancak daha pahalıya mal olur ve daha büyük ayrımlara sebebiyet verir.’’ (Illich, s. 18) Ancak bu bütçeler okullaştırılma için yetersiz olduğu kadar gereksiz de görülmektedir. Zira kaliteli bir eğitim ve öğretim yapılmadığı sürece bu eğitimi alanların sayısının ne kadar olduğu basit bir istatistikten başka bir şey değildir. Bu açıdan bakıldığında yazara hak vermek mümkündür. Zira sürekli olarak değişim gösteren, değişim göstermek zorunda olan fakat bu değişimleri mantıklı reformlar çerçevesinde gerçekleştirmeye sistemler, bütçelerini hayati öneme sahip noktalara taşımak yerine biçimsel olarak fayda sağlayacağı düşünülen yerlere aktarmaktadırlar.
Farklı sosyoekonomik düzeydeki çocuklar, eğitimdeki eşitsizlikler nedeniyle eğitim olanaklarının çoğundan mahrumdurlar. Okulun zorunlu tutulması ve yetenekleri temel almayan müfredatlar,