Kendimizi hayvanlardan ve bitkilerden üstün görmemiz büyük bir aldatmaca, insanlık diye yucelttiğimiz şey aslında ne aşağılayıcı bir kavram diye düşündüm.
Gıcırdayan ahşap merdiven, sık sık kesilen elektirik yüzünden hep el altında tutulan gaz lambasının titrek alevi, namaz kılarken sırtına atladığım şefkatli babaannemin "semi allahu limen hamideh" diye sesini yükseltmesi, pembe Pembe köpüren reçel kaynatıldığı günlerde eve yayılan hoş koku ve bütün bunları nasılda unutmuşum sorusunun yarattığı tedirgin edici yabancılaşma duygusu... Yengen yatak sersin sözüyle beni şaşırtmıştı Mehmet ama haklı olan oydu,ben değil o kök salmıştı, ben rüzgarda savruluyordum; büyük sehrin hüznü silerek birbirine benzettiği, kimliksiz kalmış milyonlarca insanlardan biriydim
"Başkomiser recep" diye takıldığımız arkadaşımız hergün olduğu gibi o sabahta elindeki kanlı malzemeyi yani üçüncü sayfayı kızıla boyuyacak haberleri fotoğrafları sergilemeye başladı. Onun diline alışık olduğumuz icin şahane bir fotoğraf yakaladık dediği zaman dehşet verici bir trafik kazasıyla, cinayetle ama mutlaka parçalanmış bedenlerle karşılaşacağımızı bilirdik. Resimde nekadar kan varsa gazetecilik dilinde okadar şahane oluyordu o resim.