Bugün iyilik hakkında konuşmak istiyorum. İyilik öyle bir öneme sahiptir ki, ölüm bile onu unutturamaz. Çünkü iyilik, ölüm meleğinin bile erişemeyeceği bir yerdedir. Eğer ölüm gerçekten bir melek aracılığıyla geliyorsa, onun da iyiliği öldürmek istemeyeceğine inanıyorum. Çünkü iyilik, çoğu zaman insanın elinde kalan son umuttur.
Bana kalırsa, dünyadaki en dayanılmaz yük çaresizliktir. Öylesine ağırdır ki, insan ona kapıldığı anda kendini kaybeder, bir daha bulamaz. Çaresizlik, insanı yok eder; düşüncelerini, umutlarını, hayallerini ve mutluluğunu bir karabasan gibi sarar ve tüm iyilikleri boğar.
Bu yüzden insan, en zor şartlarda bile elinden umudun çalınmasına göz yumamaz. O son noktadır ki, her durumda insanı bağırmaya iter. Eminim ki o son nokta, umudun elinden alınmaya çalışıldığı andır. Çünkü umut, insanın son kalesi, son sığınağıdır. Ve demek isterim ki: İnsan, değer verilmeye layıktır.
Bu yüzden, ne kadar çetin şartlar olursa olsun, insan yaşatılmalıdır. Her ne kadar karşılıksız kalsam da, haksızca suçlansam da, hor görülsem, kaba davranışlara maruz kalsam da o saf umudumu, insanlığa olan inancımı koruyacağım. Çünkü biliyorum, bir yerlerde beni hâlimle karşılayacak daha iyi insanlar da var.
İyilik ölümsüzdür.