İnsanın davranışları zorunluluklar sonucudur; bu davranışları belirleyen etkenler vardır, bu etkenlerden en güçlüsü, ötekilerin üzerine çıkar. Burada kalmıştık. Yani eğer söz konusu olan yaşamsal önemde davranışlarsa, o zaman bu zorunlulukların adı çıkarlar oluyor, bunların insandakı oyunlarına ise, çıkarın hesaplanması deniyor; insanın her davranışında çıkarını gözetmesinin nedeni de bu.
Yüksek duygular, yüce ülküler, yüce yönelişler denen şeylerin hepsi hayatın genel akışı ve bu akış içinde herkesin kendi çıkarının peşinden koşması yanında çok değersiz kalıyorlar. Kaldı ki, o yüce duyguların da kökeninde kişisel çıkar hevesleri bulunuyor.
Ama insanoğlu böyledir işte, herkes için genelgeçer kuralların kendisi söz konusu oldu mu işlemeyeceğini sanır, kendinin özel ve ayrıcalıklı bir, durumu olduğunu düşünmeyi sever.
Senin okuduğun kitaplarda bunlar açık seçik bir şekilde yer almıyor, çünkü o kitapları yazan insanlar bunları yalnızca birer düşünce oldukları dönemde öğrenmişlerdi, şaşırtıcı ve hayranlık verici düşünceler olarak görmüşlerdi bunları, ama yalnızca birer düşünce!..
İyi ama nasıl olur da bütün bunların özellikle de böyle olmaları gerektiğini, kimsenin yoksul ve mutsuz olmaması için özellikle böyle olması gerektiğini bilmezler? Ama onların yazdıkları da bu değil mi? Hayır, onlar yalnızca acıyorlar, ve her şeyin şimdi nasılsa öylece kalacağını düşünüyorlar, belki biraz daha iyi, ama özünde aynı.