Aşkı kaybetmiş olmak değil, ihanete uğramış olmak acıtıyor. Birinin yokluğunda bile onu sevmeye devam edersin. Onun varlığı sana eşlik etmese de anılarıyla yetinirsin. Aşkı yaşamak için birlikte olmak şart değil ki. Bir zamanlar sevildiğini bilmek bile yeter. Benim için zor olan ne biliyor musun? Hiç sevilmemiş olmak. Kandırılmış olmak.
Çok çabaladım. Beni anlamalarını istedim ama anlamadılar. Konuşmamı istediler konuştum. Bu defa da delirmiş bu adam dediler. İnanabiliyor musun? Bana deli dediler, beni ciddiye almadılar. Beni anlamayanların karşısında konuşunca, kendime ihanet etmiş gibi hissettim. Ne acı değil mi insanlar sana konuş diyor, derdini anlat diyor ama sen anlatınca da seni kimse ciddiye almıyor. Bunu anladığım günden beri sessizim. Susuyorum. Çünkü susmak zorundayım. Konuşmak bana zarar veriyor. İçimde saklıyorum, gözlerimde saklıyorum.
Zamanın sonsuzluğuna inanıp hayatın akışına kapılırken bize ruhumuz kadar yakın olan ölümü hiç düşünmeyiz. Oysa ölüm bu dünyadaki tek hakikattir. Ondan ne kaçabiliriz ne de saklanabiliriz.
Yalnızdım. Yanımda hayatta olduğunu kanıtlayacak hiç kimse yoktu. İnsanlar elbette vardı fakat sorun şu ki, onlar varken bile yoklardı.
Bir insanın başka bir insanı anlaması o kadar zahmetli bir işti ki hiç kimse elinin taşın altına koymak istemiyordu. Biliyor musun? Bu hayatta insanların arasında yalnız kalmak değil, hissizleşmek de çok kötü.