Kindred’s Curse Serisi Yorumu
Hikâye, dokuz parçaya bölünmüş bir evrende geçiyor. Bu evrende sıradan insanlar da var, dokuz ilahi Kindred’in soyundan gelen Descended’lar da. Bizim FMC’miz Diem Bellator, sıradan bir hayat sürerken bir gün şifacı olan annesi gizemli bir şekilde ortadan kayboluyor. Onu ararken hem annesi hem de kendi geçmişiyle ilgili beklenmedik gerçeklerle yüzleşiyor. Bu noktadan sonra Diem’in hayatı tamamen değişiyor ve kendisini hiç bilmediği bir dünyanın ortasında buluyor.
Benim yorumum:
Serinin ilk kitabına bayıldım! Temposu, dünya inşası, karakterler arasındaki slow burn romantizm… hepsi çok güzel işlenmişti. İlk başta klasik bir evren okuyorum diye düşündüm ama sayfalar ilerledikçe yazım dili ve karakterlerin işlenişi bana yepyeni bir tat verdi. Özellikle dünyayı tanıtırken kullanılan detaylar ve atmosfer, beni hemen içine çekti. İkinci kitabı da beğendim, ama üçüncü kitap… işte orada biraz zorlandım.
İlk 600 sayfa resmen işkence gibiydi. Karakterler bir araya gelip iki kelime etse, birçok sorun çözülecek gibi ama asla iletişim kurmuyorlar. Bu beni çok gerdi. Ayrıca sürpriz unsuru neredeyse hiç yoktu. Olayların gidişatını çok önceden tahmin edebiliyordum, bu da heyecanı biraz öldürdü.
Ve gelelim Diem’e… açık konuşmak gerekirse, onu hiç sevemedim. Normalde güçlü kadın karakterlere bayılırım; hatta çoğu zaman hikâyeyi onlar sürükler benim için. Ama Diem gözünün önündeki şeyleri görmüyor, istemediği ilişkileri bitirmiyor, kolayca kandırılıyor. Sonra da dönüp “meğer çok safmışım, hiç düşünemedim” diyor. Bu tekrar tekrar olunca, bir noktadan sonra gerçekten yorucu hale geldi. Bir güçlü kadın karakterin bu kadar “anlama güçlüğü” yaşaması beni hayal kırıklığına uğrattı.
Amaaa… yine de seri kötü değil! Çünkü bana kitaplarda en çok sevdiğim şeyi