Bir inceleme yazacaksam bu kitap için olmalı diye düşündüm. Peyami Safa lise yıllarından tanıdığım bir yazar. Ancak bu kitabı okuyunca anladım ki; tanışmamışız daha önce.
Edebiyat dediğimiz şey sözü edebe dökmekse, Peyami Safa bu işi hakkıyla yapan bir yazar bana göre. Aksiyon belirten, tasvirsiz, duygusu yavan üslûplar beni her zaman hayal kırıklığına uğratır. Safa, aksine, yazar mührünü kelimelere incelikle vuran usta bir kalem. Canlı ve cansız manaların bir araya geldiği kurgu evrenini derin, yalın ve çarpıcı bir söz ustalığıyla ortaya koyuyor yazar. Kitabın baş kahramanı olan hasta bir gencin penceresinden hayata bakıp, karanlık, acı dolu ancak kabullenilmiş bir dünyaya şahit oluyoruz. Hasta olmanın ızdırabına tanıklık ederken, hiç kavuşulamayacak olan bir sevgilinin yürek yangınının hasta bir bedenin acısını perçinleyişini okuyoruz.
Romanda diğer kahramanların adı var. Ancak baş kahramanın adı yok. O sadece bir hasta. Tam burada bir alıntı paylaşmak istiyorum: “Beş dakika sonra hastahaneden çıkıyorum. Son not. Bu
odada başkaları inleyecekler. Onları şimdiden gayet iyi
tanıyorum. Üstümden çıkarıp yatağa attığım robdöşambr içinde, ebediyen aynı insan bulunacak: Hasta.” Peyami Safa hasta bir bedenin çektiği sıkıntılar üzerinden, hayatta sıradanlaştırdığımız her şeye kafa tutuyor. Damakta kelimelerin eşsiz lezzeti kalıyor. Tavsiyedir.