Başka insanları tüketim nesneleri olarak ele almayı ve onları, söz konusu nesneleri yargılar gibi, sunabilecekleri zevk miktarıyla ve “paran kadar konuş!” terimleriyle yargılamayı benimseyen ve tüketimci egemen yaşam tarzından esinlenen eğilim, sosyallik kapasitelerinin azalmasını iyice hızlandırmıştır. En iyi durumda, ötekiler, “esasen-yalnız-bir-faaliyet- olan-tüketim-çerçevesinde-yoldaş” olarak değerlendirir; mevcudiyetleri ve aktif katılımları tüketim zevklerini yoğunlaştırabilecek olan tüketim zevki yoldaşları. Bu süreçte, ötekilerin insan varlığı olarak (tıpkı ötekilere karşı, biricik oldukları için duyulan ilgi gibi) içsel değerleri tamamen gözden yitmiştir. İnsan dayanışması tüketim pazarının kazandığı zaferlerin ilk kurbanıdır.
Düzen tesisine, genel olarak, kaosa karşı mücadele adına girişilir. Oysa, en başta düzen niyeti olmasaydı ve teşviki gerçekten de başlayabilsin diye “düzen durumu” önceden tasarlanmış olmasaydı, kaos diye bir şey zaten olmazdı. Kaos, ol- mayan-değer olarak doğar. Düzenin keşmekeşi onun doğum yeridir -başka meşru akrabası ya da aile ocağı yoktur.
Egemenlik, değer ile değer-olmayan arasındaki, kural ile istisna arasındaki ayrımı yaratır; ama bu işlemin öncesinde egemen alanın içerisi ile dışarısı arasındaki ayrım gelir, bu olmadan egemene özgü ayrıcalıklar talep edilemez ya da kazanılamaz.